Oyun, yalnızca üstün zekalı Gülseren’in hikâyesi değildir; Bir ülkenin değişen zamanlarının, aile yapısının, kadınlık rollerinin, bastırılmış hayallerin ve “normal” kabul edilen hayat biçimlerinin içinden geçen bir insanın hikâyesidir. Oyunumuz Türkiye’nin sosyolojik yapısına ayna tutarken, seyirciyi güldüren diliyle kendine yaklaştırır, Gülseren’in yaşadığı derin yalnızlığı ve anlaşılmama duygusunu görünür kılar.
Gülseren, toplumun çizdiği sınırlara sığmayan, zekâsı ve duyarlılığıyla çevresinden taşan bir karakterdir. Onun garipliği bir kusur değil; karanlıkta parlayan ateş böceği gibi kendine ait bir ışıktır. Ancak bu ışık, çevresindekiler tarafından çoğu zaman görülmez, anlaşılmaz ya da söndürülmeye çalışılır. Oyunda Gülseren’in alaycı dili, hazırcevaplığı ve sivri zekâsı, aslında incinmişliğinin zırhıdır. Tam da bu sebeple oyunun mizahı, sadece eğlendirme amacı değil bir savunma biçimi olarak da karşımıza çıkar.
Bu oyunda seyirci yalnızca olayları izleyen değil, Gülseren’in zihninde ve kalbinde dolaşan bir tanığa dönüşür. Oyunun asıl çatışması, birey ile toplum arasındadır. Gülseren’in hikâyesi bize şu soruyu sordurur: Bir insanın ışığını gerçekten görebiliyor muyuz, yoksa onu ancak bize benzemediğinde ‘tuhaf’ diye mi adlandırıyoruz?
Oyunun Kadrosu
Yazan: Yılmaz Erdoğan
Yöneten: Serpil Kılıç
Reji Asistanları: Berrak Cingöz, Emre Berk Kabacık
Işık Tasarımı: Osman Onur Can- Ekin Bora Boran
Dramaturg: Serpil Kılıç
Dekor: Yunus Tuncel
Oyuncular: Eylül Adıgüzel, Petek Melek Arı, Zeynep Nazan Kocaoğlu, Ahmet Miraç Erdoğan, Salih Basri Alp Çiftçi, Nuray Oruç, Selim İbrahim Aslan, Elif Belinay Demirsan, Halil İbrahim Yanar, Zeynep Elif Özdeğer, Berke Has, Almira Demiral, Kaan Efe Dağdelen, Efe Kaya, Muhammet Deniz Başbunar, Emre Kumza, Muhammed Furkan Kan, Batuhan Aydoğan, Viyan Pelşin Ateş, Hanife Begüm Demir
